kırmısı'nın gönderdiği nağme blogumuzu da şenlendirsin:
ilginç bir yapım; doğu batı ortaya karışık bir şey olmuş. öyle değil mi?
ilginç bir yapım; doğu batı ortaya karışık bir şey olmuş. öyle değil mi?
Uzun zaman sonra Bordo'yla sinemaya gitmeye karar verdik ve tercihimiz Fetih 1453'ten yana oldu. Filmin üzerine pek çok şey yazıldı, konuşuldu. Ben de detaylı bir eleştiri ya da övgü yazacak değilim, ki filmi izleyeli 4-5 gün oldu, hayal-meyal hatırlıyorum:p Aklımda kalanlar şunlar -spoiler içerebilir, dikkat!- :
ama Ulubatlı Hasan kesinlikle sıkı bir eleştiriyi hakediyor! Elle tutulur hiçbir yanı yok. Ulubatlı Hasan hiç kimsenin tanımadığı hatta tam da bu yüzden, herhangi bir titrı özelliği olmadığı için geldiği yere atıf yapılarak Ulubatlı lakabını almş sıradan bir yeniçeri askeriydi. Neydi o filmde orda burda yarı çıplak gezen, askerleri küçük gören, arkada bir hamile kadın bırakan adam? Resmen filme bir aşk öğesi katabilmek için UH harcanmış. Ayrıca yönetmen double karakter yaratma olayıni biraz gözümüze gözümüze sokmuş. Justinien Hasan'ın Bizans'taki yansıması. (Biz ilk sahnelerde ikisini birbirine karıştırdık!) Aynı uzun saçlar, dar pantolon-çizme-yelek giymeler, çıplak kollar, aynı kızı sevmeler. O kızın Hasan'ı tercih etmesi de zaten onu galip taraf yapıyor, J ile düelloyu da o kazanıyor zaten.
Muhammed Esed'in Mekkeye Giden Yol'u kaç senedir kitaplığımda duruyordu. Üniversitede iken İstanbul'dan Erzurum'a, Erzurum'dan İstanbul'a kimbilir kaç defa taşımışımdır. Bu günlere nasipmiş kitabı elime aldım. Serviste sabahları okumak çok keyifli hakikaten. Her ne kadar 20 dk'yı geçmese de servis yolculuğu. Akşamları aynı şekilde, iş gündeminden bir anda sıyrılıp Muhammed Esed'in hayatına, arabistanın çöllerine gidiyor insan. Yazdıkları çok mühim şeyler. 26 yaşında müslüman olmuş. O zamana kadar batının göbeğinde yaşamış birisi. Batının hiç de dillendirilmeyen sorunlarından çokça bahsediyor. Benzer şekilde doğuda da artık belirginleşmeye başlamış problemlere değiniyor. Batının her şeyi bilim ile ilişkilendirip, bunu başaramadığı şeyleri inkara yönelen ve ahlaki hiç bir ölçü koymayan halinin neticeleriden bahsediyor. Doğuda ise din haline dönüşen geleneklerinin insanın, insan ruhunun dertlerine derman olmamaya başladığını söylüyor. Okunası bir kitap. Bunlardan çeliko'ya da bahsettim. Ve ona derman olur temennisi ile Malcolm X'i verdim. Fakat Mekkeye Giden Yol'u kaybettim, çantamın fermuarı arzalı olan bölümünden düşmüş. Tam da Arabistan Kralı Abzulaziz Muhammed'i kendisine karşı ayaklananların kimden silah desteği aldığını araştırması isteğini kabul edip can arkadaşı, yol arkadaşı Zeyd ile yola çıktığı kısmında kalmıştım. İnşallah en kısa zamanda kitabı edinip tamamlayacağım.